şiirler yazıyoruz..

artık bayramlara inanmayacak kadar büyüdük frida.
kirlendik. çocuk değiliz. kimse başımıza yeni papuçlar bırakmıyor.
ve bir şair bozuntusu şöyle diyor konuyla ilgili;
birinin elini öpmenin ona itaat etmek anlamına gelmediği zamanlarındı bayram sabahları..
hak veriyorum..

eskiden mükafatı olan her şeyin şimdi bedelini ödüyoruz.
gri sabahlar dolaşıyor tepemizde. sabahlar tepemizde, geceleri ayaklarımız altına almışız.
ne çok şeyi ayaklarımızın altına alıyoruz, pek az şeyin yeri başımızın üstünde.

geceleri sevmek herkese nasip olmaz diyor tanrı. kimse duymuyor onu. gönderdiği vahiyler, gönderilene pek ulaşmıyor. muzdaribiz.
bazen aşık oluyoruz, bazen nefret ediyoruz, bazen ikisi birden oluyor.
meşguliyetlerimizi kendimiz belirlediğimiz sürece özgürüz. birine aşık olmak da buna dahil, birinden nefret etmek de.

bir şeylerin külünün izi kalmış gömleğimizde, uzanıp silkelemiyoruz.  sert bir rüzgara ihtiyacımız var, şemsiyelerimiz hep tersine dönük.

güzel gözlü çocuklara şiirler yazıyoruz, okumuyorlar. güzel gözlü insanlar, güzel gülen insanlar, güzelliklerinin farkındalar. çirkin adamların onlar için yazdıkları umurlarında olmuyor. çirkinlik hala fiziksel. bu değişmeli.

-bütün bu meşguliyetlerin arasında ben, seni seviyorum frida. ara sıra birayı şişesinden içerken havaya kalkan burnun geliyor aklıma. tanrı böyle bir gezegen yaratmadı henüz. böyle bir şiire ilk kez denk geliyorum, kalkıp gidebiliyor oturduğu masadan..

-sığındığım yerler var, keşfedilmesinden korktuğum. başımı ellerimin arasına alıyorum.
gitarın tellerine vuruyorum ara sıra. bazen resmini koyuyorum karşıma. konuşmuyorsun frida, küs müyüz?

-görüyorum, hala bir yerlerde gülüyorsun yeşil yeşil. bu ormanları gözlerine sığdıran tanrı, beni seninle yan yana yürütemiyor mu? sadece soruyorum.
-sadece soruyorum tanrım. bak bu frida, bunu sen yarattın. adaletini sorgulamak gibi olmasın ama tanrım, beni de sen yarattın.

*yollara düştüğüm gecelerden geliyorum. özlediğim yerlerden. bilmediğim yerlerden, gitmek istediğim yerlerden, bayram sabahlarından, otogarlardan, tren garlarından, havalimanlarından, kavuşulan yerlerden, konuşulan yerlerden, gülüşülen yerlerden, şarap kadehlerinden, rüzgarda savrulan perdelerden, soğuk biralardan, filmlerden, sevilen müziklerden.. arkamı dönüyorum,
senin kapın.

kapalı.

bir kapı ne kadar kapalı olabilir frida.
yüreğinin başka girişi yok mu?
neden bir yangın merdiveni koymamışlar buraya.
birinin gülüşünü seyrederken insan yanmaz mı sanıyorlar?
yanar frida.
bir adam, bir sabah vakti uyanır uyanmaz fotoğraflara koşuyorsa,
soluk soluğa kalıyorsa bir odanın içinde,
ve o gülüşü seyretmenin başka bir yolu yoksa,
pek etrafta duman göremezsin, ama,
bu yangın sayılır frida.


''çocukluğumun bayram sabahları gibisin..''
bunu daha önce biri başka biri için söylemişti, ben pek inanmadım.
ama sen,
hakikaten öylesin.

tamam belki ben bu dünyada bir hiçim,
vasızfısızım, beceriksizim.
ama sen yeryüzünün bütün harikalarının sergilendiği bir sergi gibisin,
yağmur sonraları istanbul,
gülümseyen çocuk elleri.
bazen rengarenk gökkuşağı,
bazen hoyrat bir deniz..
daha da yazarım biliyorsun, ama inan bana,
kelimeler kifayetsiz kalıyor. boynu bükülüyor cümlelerin.
eğilip, bükülüp boşluğa düşüyor harfler.
inan bana, gerçekler bunlar,
eğer abartıyorsam piçim.

Bu blogdaki popüler yayınlar

çitlembik ağacı

doğduğum ev

bir balkon